Kirli dil, zehirli siyaset

Siyasette kullanılan dilin kötülüğü ülkenin en önemli sorunlarından birisi haline geldi. Ülkenin birçok sorunun temelinde siyasetçinin ötekileştiren, ayrıştıran ve zaman zaman argoya varan dili yatıyor. Toplumu ayrıştırıcı dil kullanan siyasilerin en çok vatan-millet-sakarya-milli birlik edebiyatı yapması ise ayrı bir ironi olsa gerek.

Türkiye’de bu kötü dili siyasette daha önceleri marjinal siyasi parti liderleri kullanırdı ve toplum tarafından dikkate alınmazdı. Toplum bu tür siyasetçileri dikkate almadıkça bunlar daha sert açıklamalar yapma yolunu seçerlerdi.

Bu ayrıştırıcı, ötekileştirici dili Meclis’te yüzde 10 civarında oy almış bir parti lideri kullanmaya başladı. Bu dil partinin bütün yetkilileri tarafından kullanılır hale geldi. Bu dilli kullanan siyasi parti, ülkenin sorunlarının çözümü noktasında bugüne kadar bir çözüm önermemiş değil. Bu dilin topluma bir faydası olmadığı gibi toplum kesimleri arasındaki iletişim bağlarının koparılmasını sağlıyor, siyasetteki hoşgörüyü yok ediyor.

Bu partinin siyaset söylemini ötekileştirici, ayrıştırıcı dil belirlemeye başladı. Parti sözcüleri zaman zaman sokak ortasında iki insanın birbirine söylemesi durumunda ölümüne kavga çıkaracak aşağılayıcı, ötekileştirici dili partinin resmi söylemi haline getirdiler. Bu parti sözcüleri, herkesi, her grubu damgalamak için elinde damgayla bekler hale geldiler.

Bu dilli kullanan partilerin sözcüleri, adaletten, hukuktan, demokrasiden bihaber açıklamalar yapar, her şeyi yabancı güçlere, PKK’ya ve terör örgütlerine bağlarlar. Zaman zaman mantık kurallarını devre dışı bırakacak kadar absürt tanımlar üretir. Kendisini eleştiren gazeteci, yazar ve siyasetçiye hemen ağır bir şekilde cevap verir. Karşıdaki insanın sorularına cevap vermek yerine ona bir lakap takarak küçültme yolunu tercih eder. Bu tür siyasetçilerin Batılı bir demokraside yer yoktur. Bu dili siyaset söylemi olarak kullanan siyasetçinin ve partinin geleceğin Türkiyesi’nde de yeri yoktur.

Perinçek’in, Bahçeli’nin kullandığı bu dilin sorun haline gelmesi ise bu dilin iktidar partisinin diline dönüşmesiyle oldu. Daha önce iki partinin söylemi olan ifadeler bugün iktidar tarafından uygulamaya konuldu. Ülkede ne kadar olmaz denen şey varsa olmaya başladı.

Basın özgürlüğü, ifade özgürlüğü, serbest piyasa, hukuk önünde eşitlik gibi demokrasinin önemli ayakları bu dilden ciddi oranda zarar gördü. Ülkede hukuk ve adalet kavramları ise en fazla sorgulanan ve en az güvenilen kavramlara dönüştü.

Siyaseti kirleten, toplumu ayrıştıran bu dilin geleceği yok. Bu dili kullanalar toplumdaki değişimi görmüyorlar. SODEV’in gençlik araştırması aslında siyasetteki kirli dilin kabul görmediğini ortaya koyuyor. Gençlerin büyük bir kısmı ülkede yaşamak istemiyor. Bu dilin sahiplerinin partisine oy vermiş seçmenlerinin büyük bir kısmı da Batılı bir ülkede yaşamak istiyor. Bu dilin sahipleri bu araştırmadan ders çıkarılar mı?

Siyasetteki kirli ve ayrıştırıcı dilin sahipleri araştırmadan ders çıkarmadığı takdirde giderek daha da marjinalleşerek yok olacaklar. Alttan gelen değişim dalgasını hiçbir siyasetçi durduramaz. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir